➨ SEMMELWEIS REFLEKSİ: BİLGİ SAHİBİ OLMAKSIZIN YENİ BİLGİLERİ REDDETME

SEMMELWEIS REFLEKSİ: BİLGİ SAHİBİ OLMAKSIZIN YENİ BİLGİLERİ REDDETME

 

Prof. Dr. Kadircan KESKİNBORA

Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi

HBT Dergi 102. Sayı – 9 Mart 2018

“Semmelweis refleksi”,  insanların bir bilgiyi otomatik (refleks) olarak hiçbir tecrübe veya gözleme tabi tutmadan reddetmeleri durumuna verilen ad. Bu terim ilk olarak, yazar Robert Anton Wilson tarafından, lohusa humması çalışmalarıyla ünlü Dr. Ignaz Semmelweis’in başına gelenlerden esinlenerek kullanılmıştır.

Ignaz Philipp Semmelweis (1818 – 1865) Viyana’da çalışan bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanıydı. Macar kökenli bir Almandı. Semmelweis, çalıştığı klinikte doğum yapan kadınlarda puerperal sepsis (lohusa humması) nedeniyle ölüm oranlarının çok yüksek olduğunu fark etti. Hastanede hasta vizitlerinin belli bir sırası vardı ve uzman doktorlar doğum katına çıkmadan önce, tıp öğrencilerine kadavra üzerinde ders anlatırlardı. Doktorlar el temizliğinden haberdardı ancak el yıkamanın önemi bugünlerdeki kadar keşfedilmemişti. Eldiven icat olmamış, antibiyotiklerin devri henüz başlamamıştı.  O dönemde henüz sağlık camiası el yıkamayı biliyor fakat el yıkamanın öneminden habersizdi. Cerrahi eldiven diye bir şeyi kimse bilmiyordu. Hatta, söylendiğine göre, Fransa’da cerrahların önlüklerindeki kan lekeleri onların kıdemini gösteriyordu, bu nedenle cerrahlar önlüklerini yıkamazlardı. Yani, ne kadar kirli bir önlük ise o kadar deneyimli bir cerrah. El yıkama da yok. Dolayısıyla infeksiyonlardan ölümler oldukça fazla oluyordu. Cerrahlar ellerini yıkamadıkları gibi o kirli önlüklerle ameliyat yaptığından cerrahi enfeksiyonlar o dönem “bu işin fıtratında bu var” denilerek önemsenmiyordu.

Semmelweis’ın çalıştığı hastanede iki doğum salonu vardı: biri tıp eğitimi amaçlı stajyer doktorların da girdiği 1. salon, diğeriyse ebelik eğitimi için stajyer ebelerin girdiği 2. salon. Doktorların girdiği salonda gerçekleşen doğumlarda sepsis oranı %30 üzerinde iken diğer salonda normal sınırlarda olduğunu gören Semmelweis, bunun nedenini araştırdığında doktorların anatomi dersinde kadavralarla uğraştıktan sonra bu salona geldiklerini fark etti. O günlerde puerperal sepsis nedeniyle ölen bir hastaya otopsi yapan ve otopsi esnasında yanlışlıkla kendi parmağını kesen bir meslektaşının da aynı belirtileri göstererek ölmesi Semmelweis’ın ufkunu açtı: Kadın ve çocuk ölümlerinin sebebinin “küçük kadavra parçacıklarının sağlıklı insanlara bulaşması” olduğunu düşünmeye başladı. 

Fransız kimyacı ve eczacı Antoine-Germain Labarraque, tekstil malzemelerini ağartmaya yarayan klorlu bir solüsyonun (şimdiki çamaşır suyunun atası)  antiseptik özelliği olduğunu bulmuş ve doktorlara açık yaraların dezenfeksiyonunda bu solüsyonu kullanmalarını tavsiye etmişti. Veba salgınında Fransa’nın başkenti Paris’in her yerinin “klor”la yıkandığı da duyulmuştu.

Semmelweis, tüm doktorlardan, kadavra muayenesinden sonra ve her hastadan önce ellerini “Labarraque solüsyonu”yla yıkamalarını istedi. Ve beklediği sürpriz gerçekleşti: Ölüm oranı % 30’lardan %2’lere düştü. Lohusa hummasına benzer şekilde, açık ve sulu yarası olanlarla farklı sebeplerden aynı koğuşta yatan hastaların da enfeksiyon kaptığını gözlemledi. “Açık yaralardaki küçük mikropların hava yoluyla taşındıklarını” düşünmeye başladı. Doğal olarak, tüm bu gözlem ve bulgularını derleyip toparladı ve infeksiyon hastalıklarının bulgu, belirti ve önleyici tedbiriyle ilgili yayın yaptı. Tüm cerrahlara ameliyatlara başlamadan önce ellerini yıkaması tavsiyesinde bulundu. Tarihler 1847 yılını gösteriyordu.

Semmelweiss’ın Başına Gelenler

Ancak meslektaşları, bu ölümlerin “doktor hatası”yla gerçekleşmiş olabileceği ihtimalini çok sert bir şekilde reddettiler. Doktorların el yıkamalarının yeterli olduğu, özellikle “Viyanalı” doktorların temizliği göz önünde bulundurulduğunda söylediklerinin anlamsız olduğu, kadavradan hastalık geçemeyeceği, eğer söylediği doğruysa ölüm oranlarının çok daha fazla olması gerektiği ve benzeri görüşler ileri sürdüler. Semmelweis’ın iddiaları abartılı, gerçekdışı, yeterli kanıt barındırmayan ve hadsiz olarak değerlendirildi. Meslektaşları önemli yayın organları ve tıp akademilerine Semmelweis’i şikayet ettiler. Macar kökeni olmasından dolayı saldırılar giderek ırkçılık boyutuna vardı. Şarlatanlıkla suçlanarak üniversiteden kovuldu. Öne sürdüğü bilgiler unutuldu, derdini kimseye anlatamayan Semmelweis bir süre sonra meslekten de ayrıldı. Depresyona girdi, öyle ki; Viyana sokaklarında yürürken gördüğü genç çiftlerin önünü kesip, “bebeğiniz olacağı zaman doktorunuza söyleyin, doğumdan önce mutlaka ellerini yıkasın” diye tembihlediği anlatılır. Sonunda akıl hastanesine kapatıldı 1865 yılında orada öldü.

Gördüğümüz gibi öne sürdüğü tezler meslektaşları tarafından hiçbir karşı tez ileri sürülmeden, araştırılmadan, detaylı incelenmeden reddedildi. Bu davranış, Semmelweis refleksi olarak adlandırıldı.

Antisepsi

1847’deki bu tartışmalar 20 yıl sonra Louis Pasteur’ün antisepsi çalışmalarından sonra nihai sonucuna ulaştı. Semmelweis haklıydı, sabun eldeki mikropların tamamını öldürmüyordu ve hastalığın nedeni, bilmeden yanlış uygulama nedeniyle “doktorlardan” kaynaklanıyordu.

Semmelweis’in iddialarının hepsi doğru muydu? Lohusa humması, sanıldığı gibi kadavra parçacıklarından bulaşmıyordu. Bu hastalığa, “Streptococcus pyogenes” denilen ve sağlıklı insanlarda yutak ve normal deride barınan bir bakteri sebep olmaktadır. Bu hastalık, doğumda hijyen koşulları yeterince yerine getirilmediği zamanlarda kolayca ortaya çıkmaktadır. Semmelweis, lohusa hummasının nedeninde yanılmıştı, fakat yaptığı önemli gözlemler ve uyguladığı akılcı yaptırım sayesinde doktorların hastadan hastaya geçerken, “mikropsuz” ellerle müdahale yapmasını sağlamış ve böylece hastalığın ortaya çıkışına engel olmuştu. Tüm bu çalışmaları sayesinde Dr. Ignaz Semmelweis o günlerde “anaların kurtarıcısı”, bugün ise cerrahide “antisepsinin babası” olarak hak ettiği yeri aldı. 

Diğer bir Antisepsi Savunucusu: Dr. Joseph Lister

Tıpta antisepsinin babası olarak bir başka isimden de söz edilir: Joseph Lister (1827-1912). 1864 yılında, Pasteur’ün, her yerde, hatta insan vücudunda bile bulunduğunu ispat ederek ortaya koyduğu mikrop teorisi, Lister’in çalışmalarına yeni bir yön verdi.

Lister, Semmelweis’ın yaptıklarından haberdar olmadan mı yoksa haberdar olarak mı bilinmez, aynı konuya dikkat çekmiş, aynı şeyleri söylemiş, fakat ondan farklı olarak  meslektaşlarını ikna etmeyi başarmıştı. Lister, anestezinin de keşfiyle birlikte tıpta cerrahinin altın çağını başlatanlardandır.

Lister, o dönem pislikle dolu, bulanık akan Thames nehrinin bir kenarında suların berrak ve duru olduğunu fark eder. Nedenini araştırdığında o bölgede faaliyet gösteren bir tabakhanede deri işlemek için kullanılan “karbolik asid”in buna sebep olduğunu bulur. O an bir aydınlanma yaşayan Lister, çalışmalarını bu alanda yoğunlaştırır ve karbolik asidin mikropları öldürdüğünü ispatlayarak antisepsi kavramını işler. Bütün cerrahi aletler ve ameliyata giren cerrahi ekibin elleri karbolik asit ile yıkandığında sonuçlar mükemmel olur. Lister’in bu buluşu (aslında Semmeweis’ın kimseyi ikna edemediği buluş) ve anestezinin keşfi, cerrahide yeni bir çağ başlatır: cerrahinin altın çağı.

Bir çok tıp kitabının, Semmelweis’tan bahsetmemesi, ondan çok sonra, cerrahi müdahalelerde antiseptik solüsyonun kullanılmasını savunan, Joseph Lister’in adının daha çok geçmesi hatta fikir babası olarak anılması acı bir gerçektir. 

Kaynaklar:

1) Van de Laar. Bıçak Altında (Çev. Gürer E.). Istanbul, Koç Univ. Yayınları. 2016, s.116-7.

2) http://chronotopeblog.com/2015/06/06/the-semmelweis-reflex-why-does-education-ignore-important-research/

 Erişim:22.4.2017

3) http://www.filozof.net/Turkce/tarih/tarihi-kisilikler-sahsiyetler/19285-joseph-lister-kimdir-hayati-eserleri-hakkinda-bilgi.html?showall=&start=1

Erişim: 20.2.2018