➨ JÜSTİNYEN SALGINI

 

JÜSTİNYEN SALGINI

Prof. Dr. H. Kadircan KESKİNBORA

Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi

 

MS 541 yılında Ayasofya ile birlikte yeniden inşa edilmiş Konstantinopol, dünyanın en güzel şehirlerinden biri haline geliyordu. Toplumda refah seviyesi yükselmiş, şehir yirmi dört saat yaşamaya başlamıştı. Roma imparatorluğu da toparlanma sürecine girmiş, siyasal anlamda dönüşüm yaşanmış; sanat ve mimari, Ayasofya ile birlikte İstanbul’da zirve yapmıştı. Hukuk reformları yapılmıştı. Antakya yeniden inşa edilirken, Nika isyanında 30.000 insan katledilmişti. 38 yıl süren iktidarında belli konularda istikrar hüküm süren İmparator Jüstinyanus, İtalya’yı fethedip bir yüzyılı aşkın süredir bir araya gelmemiş olan Batı ve Doğu Roma’yı birleştirmenin eşiğindeydi.

Fakat, Orta Afrika’da ortaya çıkan kara veba o esnada Bizans İmparatorluğu’nun Mısır bölgesine ulaşmıştı. Mısır’dan gemilerle yapılan gıda sevkiyatı derhal durdurulduysa da, veba birkaç ay içinde Filistin’e, Suriye’ye, oradan Anadolu’nun çeşitli kentlerine yayıldı. Bunun üzerine Konstantinopol’e giriş ve çıkışlar neredeyse yasaklandı.

Bütün önlemlere rağmen, askeri bir birliğin şehre getirdiği malzemeler arasında veba mikrobu taşıyan fareler gözden kaçtı. Bir hafta içinde, şehrin fakir kesimlerinin yaşadığı Tiyatrolar Caddesiyle Theodosius Limanı arasındaki bölgede veba hızla yayıldı, ölümler başladı. Asillerin yaşadığı bölge ve Büyük Saray’ın çevresi ise askeri birliklerce karantinaya alındı. Oralara giriş ve çıkışlar her ne pahasına olursa olsun kesin olarak yasaklandı. Ama veba akıl almaz boyutlarda hızla yayılmayı sürdürdü.

Hastaların bazıları derin bir komaya girerken bazıları yarı baygın durumda yaşamlarını sürdürmeye çalışıyordu. Ardından şiddetli sayıklamalar, sanrılar baş gösteriyor, sonra vücuttaki şişkinlikler kangrene dönüşerek hastaların ölümüne neden oluyordu. Sampson Hastanesinin hekimleri çaresizdiler. Kalabalık şehirde salgın kısa zamanda yayıldı, Günde birkaç yüz olan ölü sayısı, kısa bir süre sonra binlere, bazen günde yaklaşık 10 bin kişiye ulaştı.

Cesetler artık gömülmüyor, mezarlara gelişigüzel atılıyordu. Mezarlıklar dolunca ölüler şehrin kulelerine atılıyordu, şehri çürüyen et kokusu sarmaya başlamıştı. Bazı cesetler kayıklara konup denize atılıyordu. Sonunda Konstantinopolis’in altyapısı tamamen çökmüş ve 750 bin kişilik nüfusun en az 300 bini bu olayda yaşamını yitirmişti. Bu nedenle Jüstinyen’in İtalya fethine dair planları da suya düşmüştü.

Hekimlerin tavsiyesi üzerine İmparatoriçe Theodora ve İmparator Jüstinyen çok dikkatliydiler. Sorumluluk sahibi bir imparator olarak, çözüm üretemediği için, çok üzülüyordu. Hekimler, yapabileceği bir şey olmadığını söylemelerine rağmen çareler arıyor, bulamıyordu.

Veba nedeniyle sokaklar boşalmış, ticaret ve tarım neredeyse durmuştu. Yine de kimse sur dışına kaçmamıştı. Hatta bazı gönüllü kişiler cesetleri toplayarak gömüyorlardı. Yaz sıcağında iyice yayılan hastalığa rağmen muhafız kıtasının devriye yürüyüşleri ve İmparator Jüstinyen’in tören alaylarıyla kiliseye gitmesi, halka moral veriyordu. Halkı inim inim inlerken karantina altındaki sarayında tehlikeden uzak, eli kolu bağlı oturmaya içi elvermedi. Bir gece yarısı kimseye haber vermeden, kıyafet değiştirerek usulca saraydan çıktı. Tiyatrolar Sokağı’na doğru ilerledi. Bir-iki hafta önce sokaklarından müzik seslerinin geldiği, insanların etrafta neşeyle gezindiği, tiyatrolarının şarkıcılarıyla, dansçılarıyla, göstericileriyle sabahın ilk ışıklarına kadar açık olduğu Konstantinopol’un bu semti, şimdi ürkütücü bir ıssızlığa gömülmüştü. Şehrin bu halinden ıstırap duydu. Çaresiz, saraya döndü. Tedbirli davranıp, içeri girmeden önce üstündekileri çıkardı, yatak kıyafetiyle yatmaya gitti. 2 gün sonra, sabah erkenden çalışmaya başlama adeti olan imparator, öğlen olduğu halde ortalarda görünmedi. Jüstinyen’in dairesine gidildi. Jüstinyen garip sesler çıkartarak, arada bir bağırarak uyumaktaydı: imparator vebaya yakalanmıştı. Kurtuluş ümidi var mıydı? Jüstinyen güçlü iradesi ve bedeni sayesinde hafif hasarlarla bu hastalıktan kurtulan ender insanlardan biri oldu.

Her şeye rağmen kıtlık ve açlık baş gösterdi, paranın değeri düştü, salgın, Balkanlara kadar yayıldı. İlginçtir; Noel’e doğru, salgın geldiği tarzda şehri hızlıca terk etti.

Tarihe Jüstinyen Salgını olarak geçen bu salgın MS 542 yılında bittiyse de 8. Yüzyıla kadar, Bizans İmparatorluğu’nda yaygın bir hastalık olarak görülmeye de­vam etti ve toplamda 30 milyon kadar insan bu hastalıktan hayatını kaybetti.

Veba, antik çağlardan beri tanınmaktadır. Diğer bir adı “Kara Ölüm” dür.  Orta Çağ Avrupası’nda nüfusun 3’te 1’i bu hastalıktan yaşamını yitirmiştir. Bugün, modern antibiyotiklerle tedavisi mümkün olduğundan gelişmiş ülkeler bu sorunu aşmış durumda. Asya ve Afrika kıtalarının bazı kesimlerinde halen en büyük sorun ve en büyük hastalıklardan birisidir.

Farelerin tüyleri arasına gizlenen, bir milimetreden küçük Xenopsylla denen pire cinsi böcek, midesinde Yersinia (Pasteurella) pestis denen ölümcül veba bakterisi taşır; uçarak çevrede bulunan diğer farelerin tüyleri arasına yerleşip hızla ürerler. Sonra tüylerin arasından kalkarak doğrudan insan vücudunun herhangi bir noktasına konup ısırmak suretiyle veba mikrobunu aktarırlar. Bu pirelerin ısırması ve mikrobu bulaştırması sonucu fareler de ölmektedir. Fareler oradan oraya koşuşturarak mikrobun taşıyıcısı olarak da yayılmasına neden olmaktadır.

Hijyenik olmayan, pis yerler, güneş girmeyen alanlar, diğer bulaşıcı hastalıklarda olduğu gibi veba için de en uygun ortamlardır. Bu ortamda sürekli bulunmasa bile, bir kere bulaştığında kişi için sıkıntılı dönemler başlayabilir. Mikrop vücuda girdikten 2-8 günde, yaklaşık bir haftada ilk belirtilerini göstermeye başlar: ateş, titreme, kusma, ishal, baş, sırt, kasık ve eklem ağrıları, lenf bezlerinde meydana gelen şişlik, burun kanaması, kan tükürme, nefes almada zorluk, halsizlik ve deride oluşan lekeler. Deri altında ve iç organlarda oluşan kanamaların birikmesi sonucu ciltte siyah lekeler oluşur. Bu nedenle kara kelimesiyle adlandırılır; diğer bir adı kabarcıklara ithafen “hıyarcıklı veba”dır.  

Hastalık erken aşamada teşhis edilirse çeşitli antibiyotikler ve aşılarla tedavi edilebilir. Hastalığa neden olan bakteri vücuda girdiği anda zarar vermeye başlar. Belirtiler fark edilir edilmez hemen doktora başvurulmalıdır. Hastalıkta geç kalınması durumunda birtakım organlar kaybedilebilir.

Hastalıktan korunmanın en güzel yolu hastalığın bulaşmasına neden olan pirelerin yaşadığı yerlerden ve hayvanlardan uzak durmaktır. Çevre daima temiz olmalı, güneş gören yerler tercih edilmelidir ve en önemlisi veba hastalığı taşıyan kişi ve hayvanlar ile temastan kesinlikle kaçınılmalıdır.

 

Kaynaklar

1) Field J. Dunyanın Kanlı Tarihi. İstanbul, Maya Kitap, 2015:38-39.

2) Nikiforuk A. Mahşerin Dördüncü Atlısı. İstanbul, İletişim yay., 2007:67-90.

3) http://www.tarihiistanbul.com/roma-imparatoru-1-justinyen/     erişim: 28.05.2017